Her ne kadar tango bugün ışıltılı dans salonlarında yapılsa da, Buenos Aires’in kenar mahallelerinde ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonunda Buenos Aires, Avrupa ve Afrika’dan gelen, bir çoğu bu yeni ülkede kendini yalnız hisseden göçmenlerle dolmuştu. Bu dönemde göçmenlerin nasıl bir yapıya sahip olduklarını özetlersek: özel giysiler giyen, kıskanç, kavgacı, bıçak taşıyan, sık sık hapse giren, yarı şehirli yarı köylü kabadayılar olarak düşünebiliriz. Meslekleri çoğunlukla arabacılık, at bakıcılığı, kasaplık ya da geçici işlerde çalışan bu kabadayıların aralarında “compadraie” denilen kurallar geçerliydi. Bu tiplemeye ise “compadrito” denilmekteydi.
Evlerinden uzak bu çaresiz insanlar, geçici arkadaşlıklarda, içkide ve kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacak herhangi bir eğlencede avuntu buluyorlardı. Çeşitli kültürlerin bu karışımı, yeni bir müzik stili ortaya çıkardı; Bu nedenle Tango, kültürel bir mozaik olarak ifade edilebilir. Afrika vuruşları, Kızılderili ritmi ve Latin etkisi Arjantin pampalarının müziği ile birleşmiş durumdadır.Tango’nun kelime anlamının neyi ifade ettiği konusunda çeşitli rivayetler vardır. “Tango” kelimesinin Afrika kökenli olduğu ve “buluşma yeri” veya “özel yer” anlamına geldiği düşünülmektedir. Bunun yanısıra Tango adının Afrika tamtamlarının çıkardığı tan – go seslerinden, ya da Latince dokunmak anlamına gelen “tangere” fiilinden türediği düşünülmektedir. Tango adı nereden gelmiş olursa olsun, Tango müziği ve Tango dansına da can verdi. Hayal kırıklıklarına uğrayan milyonlarca insan duygularını müziklerine yansıttılar, Tango da öfkelerini, hüzünlerini, vatan hasretlerini ve düş kırıklıklarını en doğal haliyle ifade ettiler.
Başlangıçta Tango alt sınıfın müziği olarak diğer sınıflar tarafından ayıplanan, hor görülen, tepki çeken bir müzik ve dans olarak kabul edildi. Fakat zaman içerisinde bu sistem değişmeye başladı. 1912 yılında çıkarılan “Kadınların Evrensel Oy Kullanma Hakkı” yasası insanlara yeni bir özgürlük anlayışı getirdi, aynı zamanda alt ve üst sınıfın tanışmasına da fırsat tanıdı. Artık Tango yalnızca alt sınıfın değil, yüksek sosyete mensuplarının da dansı olmaya başlamıştı. Zamanla sosyete arasında Tango partileri vermek moda haline geldi ve Buenos Aires’in zengin mahallelerinde bir çok dans salonu açıldı. Çok kısa bir süre içerisinde Tango’nun ünü Güney Amerika’dan New York, Londra ve tabiki de Paris’e kadar yayıldı.
Yüksek sosyetenin kaba ve müstehçen kabul ettiği “Tango” I. Dünya Savaşı’ndan çok kısa bir süre sonra Fransa’ya taşındı. Fransız üst sınıfı Tango’yla bütünleşmeye başladı. Avrupa da yaygınlaşan Tango değişimine uğradı.Tango’nun Fransız versiyonu orijinaline göre daha duygusal, daha melankolik ve daha az ihtiraslıdır.
Tango’nun Türkiye’ye girişi ise hemen Cumhuriyet’in ilanından sonraya rastlar. Fakat Arjantin Tangosu’nu Türkiye çok uzun bir süre müstehçen olmasından dolayı kabul etmedi. Bu çok doğaldı, Arjantin’de yaşanan tarih tekerrür ediyordu, unutmamak gerek ki zamanında Tango, Papa tarafından da yasaklanmıştı. Türkiye’de daha çok Fransız versiyonu Avrupa Tangosu kullanıldı. Onda da gerektiği kadar yakın olarak dans edilmiyordu. Tango ve Türkiye ile ilgili asıl çarpıcı olan, Türkiye’nin dünyada Tango’nun ulusal bir marş gibi söylendiği tek ülke olması. Bu her düğünün açılış şarkısı olan “La Cumparsita” dır.
Kaynak: Tolga Han’la “Dansa Davet” dergisi


Facebook
Twitter
Posted in 



